Kategori arşivi: Aşk Hikayeleri

Bir Deliye Aşık Oldum

Bir Deliye Aşık Oldum Aşk Hikayesi

Onu ilk gördüğümde 17 yaşındaydım. O ise 20. Akıl hastanesine ziyarete gitmiştim. Arkadaşım zorla götürmüştü. Bahçedeydi… Kıştı. Onun üzerinde sadece tişört vardı. Dikkatimi çekmişti. Herkesin yanında birileri vardı o yalnızdı.

Yanına gidip adını sordum, sohbet etmeye başladım. Konuşmuyordu, benimle hiç ilgilenmiyordu. Bu daha da dikkatimi çekmişti. Üzerine gidiyordum ama boşunaydı. Hiç konuşmuyordu. Çok etkilemişti beni…
Daha sonra her gün yanına gitmeye başladım. Benimle az da olsa konuşmaya başlamıştı. Doktoru onun durumunun hiçte iyi olmadığını, ailesini trafik kazasında kaybettikten bu hale geldiğini anlattı ve onla bu kadar neden ilgilendiğimi sordu. Cevap veremedim. Sanırım beni etkilemişti ve seviyordum onu.
Onu etkilemeyi sonunda başarmıştım. Okul çıkış saatimi sabırsızlıkla beklediğini söylemişti. Beni görmeden mutlu olmadığını anlatmıştı. 1 yılda gülümsetmeyi başartmıştım ona. Bana ilk “ Seni Seviyorum” dediğinde de tanışmışlığımızın üzerinden 1,5 sene geçmişti. Gülüyorduk el ele dolaşıyorduk bahçede. Doktoru bile şaşırmıştı bu duruma. Artık psikoloji tedavisi bitmiş sadece ilaç tedavisi uygulanıyordu. Buda bizi çok mutlu ediyordu. Ailemin ondan haberi vardı. Ama onu sadece benim ilgilendiğim bir hasta olarak görüyorlardı. Oysa biz sevgiliydik. Sözlendik. Yüzüklerimizi doktoru taktı. 2 yıl sonra ailem her şeyi öğrendi. Ondan ayrılmamı istediler. Çünkü o hastaydı. Bir hafta beni eve kapattılar. Artık mavişimin yanına gidemiyordum. Günün birinde evden kaçıp yanına gittim. Hastanede yoktu. Beni iki gün beklemiş ben gelmeyince de kendi isteğiyle hastaneden ayrılmış.

Bir ay boyunca eve kapandım. Kimseyle konuşmuyordum yemek bile yemiyordum. Bir arkadaşım mavişimi yolda görmüş oda benim ev adresimi almış. Bir gün mavişim ellerinde çiçeklerle evimizin önüne geldi. Annemi kandırıp bir hafta birlikte tatile çıktık. Artık onundum. Tüm kalbimle ve bedenimle…

Ailem ne yazık ki kararından vazgeçmiyor ve onu istemiyor. Şu an o yanımda yok. Ailem beni Antalya’ ya gönderdi. O da İstanbul’ da. Buraya gelmesi imkansız. Üçüncü senemizdeyiz ve 4 aydır ayrıyız. Haberini arkadaşlarımdan alıyorum. Yine hastaneye düşmesinden korkuyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey var. Onu çok seviyorum… (Anonim)

Nisan Yüzlü Sevgilim

Şimdi Ayrılık Vakti Nisan Yüzlü Sevgilim

Sana söyleyecek bir şeyim kalmadı Artık hiçbir cümleyi tamamlayacak gücüm yok Belki utanç, belki yılgınlık bütün kelimelerimi alıp götürüyor Böyle zamanlarda hayat, saçları kökünden kazınmış müntehir bir travestinin bileklerinden sızan sırnsıcak kandır, kimsenin el sürernediği Şimdi ucuz bir otel odasının küçücük tuvaletine sıkışmış bir hayatın eşiğinde duruyorum ve sana söyleyecek hiçbir şeyim kalmadı

Nisan saldırıyor üzerime sevgilim Nisan çalıyor bütün sözcüklerimi Yüzünde parlayan güneş bir anda kaçıp, yaşlar boşalıyor gözlerinden Ben nisan şaşkınlığında yitiriyorum öykünün geri kalan kısmını

Nasıl bitiyordu? – İyiler nereye gittiler?
Kadınlar ve çocuklar nasıl kurtulacaklar?
Bir yağmur böylesine nasıl savurabilir bir insanı? Yağmur değil sevgilim, gözlerinden aktığımdan bu yana darmadağın üstüm başım Saçlarında biriken kelebek kanatlarını talan ettiklerinden bu yana utanç kemiriyor kalbimi
Saçlarını işgal ettiklerinde kaçtığım sokaklarda düşürdüm şahdamarımı

Şimdi yaşamak, ucuz ekmek kuyruğunda bekleyen bir genç kızın saklamaya çalıştığı yüzüdür
Şimdi yaşamak, bebeğini terkeden bir kadının göğüslerinden akan hüzündür
Nisan yığılıyor üzerime sevgilim
Ansızın yağan bir yağmurun, avuçlarından düşen ölü kuşları topluyorum, sokak aralarında Hiç bu kadar kimsesiz olmamıştım Hiç bu kadar sensizlik akmamıştı damarlarımda Böylesi bir yoksulluğa düşüşüm ilk kez

Buralardan git istersen nisan yüzlü sevgilim İstersen buralardan git Sana söyleyebilecek hiçbir şeyim kalmadı Kaçamak sözlerle gizliyorum utancımı Saçlarını işgal ettiklerinden beri yürümüyorum bu sokakları Ölü savaşçıların cesaretinden merhamet dileniyorum İstersen git ve cesur bir kalbin ovalarında yürü Cesur bir kalbin sabah rüzgarında saçların dağılsın
Kimsesizliğimi kalabalık cümlelerde saklıyorum

Sana gözlerimde izi kalan son hayallerini vereceğim
Sana parmak uçlarımda kalan son duamı vereceğim
Sana kirpiklerimde takılı son bakışlarını vereceğim
İstersen artık git ve ben bir nisan gecesinin acımasızlığında, asla baştan sona söyleyemediğim bir dağ türküsünün sözlerine bırakayım kendimi
Sokaklara düşmüş kadınların heveslerinde yakayım kalbimi

Nisan yüzlü sevgilim
Ben bir çay bardağına sığınıyorum şimdilerde Kahvede oturan yaşlı adamın filtresiz sigarasından yükselen dumana sığınıyorum Caddenin kenarında bekleşen amelelerin, dirsekleri aşınmış berbat renkli ceketlerine mesela Gösterişsiz yaşam öykülerinin korunaklı yalnızlığına bırakıyorum kendimi,
Böylesi küçük, böylesi gözden uzak şeylere sığınıyorum anlayacağın Savrulan hayatların, kimselerin görmediği küçük ayrıntılarına

Konuşmak yaralarımı acıtıyor Konuşmak bir ip gibi boynuma dolanıyor Dilim dolanıyor bu sıralar Sana söyleyebilecek bir şeyim kalmadı

Aylardan nisan
Dışarıda deli gibi bir yağmur, hazırlıksız yakalıyor herkesi
Beklenmedik bir rüzgar sürüklüyor ne varsa önünde
Ben bir rüzgarda sürükleniyorum
Konuşmak yoruyor
Dışarıda yağmur var ve gitmek için iyi bir gün
Yağmur var ve herşeyi gizlemek için İyi bir gün
Nisan üzerime yığılıyor sevgilim
Ben
Veda etmeye çalışıyorum
Hepsi bu

Telefonda Aşk Başkadır

Telefonda Aşk Başkadır – Sevgi Aşk Hikayeleri

Artık Ağlamıyorum
Onunla 1999 haziran ayında tanıştım. Ve tanıştığım o ilk anda ona aşık oldum. Tanışmadan önce çalıştığımız firmalar dolayısıyla sürekli telefonla görüşüyorduk. Bu arada onun evli ve bir kızı olduğunu öğrendim.

Zamanla aramızda çok iyi bir arkadaşlık başlamıştı ve birbirimizi merak ediyorduk. Haziran ayında firmamız bir davet verdi. Tanışmaya karar verdik. Ne de olsa sadece arkadaştık. Tanışmamız davet gibi kalabalık bir ortamda olmayacağı için dışarıda buluşmaya karar verdik. Onu beklerken bir yandan da cep telefonlarımızla konuşuyor. Birbirimizi bulmaya çalışıyorduk. En sonunda karşı karşıya geldik ve ben ona o ilk anda aşık oldum. Gülüşü, konuşmaları, bakışları… Baş başa çok güzle bir yemek yedik. Gülüşmeler, konuşmalar… derken ayrılık vakti geldi ve hiç bu kadar üzülmemiştim.
Daha yeni tanışmamıza rağmen sanki ben ona yıllardan beri tanıyormuşum, hep yanındaymışım da ayrılmışız gibi hissettim. Sonra altı ay kadar hiç yüz yüze görüşmedik. Artık telefonda da nadir konuşuyorduk. Hayal kırıklığına uğradığını düşünmeye başlamıştım ki eşinden ayrıldığını öğrendim. Sonra bir telefon konuşması tüm geleceğimi değiştirdi. O da beni beğenmiş fakat evli olduğu için hiç bir şey söyleyememiş. Zamanla eşi ile arasındaki problemler daha da büyüdüğü için ve birbirlerini daha fazla yıpratmamak için ayrılmaya karar vermişler. İki seneye yakın görüşmeye devam ettik çok zor günleri birlikte atlattık. Ama çok güzel günleride birlikte yaşadık.
Çünkü biz her şeyden önce arkadaştık. Şu an nişanlıyız ve çok kısa bir zaman sonra evleniyoruz.
İsterim ki her kez benim kadar mutlu olsun, herkes sevdiğinin elini istediği zaman tutabilsin ve onu her an yanında bulabilsin… Onunla telefon sayesinde delice bir aşk yaşamıştık. Telefon aşkımı çok seviyorum.
Yazan: Anonim

Aşkımı Herkes Bilsin

Uzaktan Sevdim
Sen baharın yağmurla getirdiği özlemdin içimdeki, sen çiğ tanesi kadar saf ve ne olduğunu asla anlayamadığım yanımdın benim ve denize düşüp de ıslanmaktan korkutan bir savaştın yüreğimde…
Özlemini her gece koynumda hissettiğim ve hiçbir zaman seni sevmekten vazgeçmediğim için özeldin. Sonra gözlerle yüzüme baktığında ya da her kavga edişimizde fırtınalar kopardı yüreğimde, sen hiç bilmezdin. Benim susuşum senin kaçışını desteklerdi belki de. Belki de gerçekten söyleyemediğim sözlerle doldu kalbim ve sen her seferinde gün batışını anımsattın bana, onun kadar güzel onun kadar huzur verici. Aslında hem onun kadar uzaktın bana hem de yakınımda hissettim seni, uzanıp tutacak kadar yakınımda. Uzaktan sevmeyi hiç sevmiyordum ama uzaktan sevmek zorundayım. Kimse bilmemeliydi seni sevdiğimi , sonra kopup giderdin benden, arkadaş bile kalmazdın bilirdim. Bir sevdiğin vardı konuşurlarken duymuştum. Sonrada sen anlattın bana sevgilini. Hiç görmediğim birinden nefret ettim onu sevdiğin için. Ve sonra dayanamaz oldu gönlüm bu ağırlığa. Seni görmekten acımaya kanamaya başladı. Tükeniş başladı benim için ömrümün baharında. Çok tatlıydın o gülen koskoca gözlerinle rüyalarımda gördüm seni. Kumsalda dolaştığımızı, ay ışığında dans ettiğimizi gördüm ve her gerçeğe dönüşümde hayaller biraz daha uzaklaşmaya başladı benden. Artık biliyordum seni benden ayıracak hiçbir şey kalmamıştı. Yüreğimden seni söküp atacak hiçbir güç bulamadım. Bir sonbahardı hatırlıyorum. Sararmış yapraklar caddelerde telaşlı insanlarla doluydu ve ben ilk kez hatırlıyordum yaşamanın ne demek olduğunu. Kuşların öttüğünü fark ettim ve denizin mavi olduğunu ve dünyanın senin etrafın altında dönmediğini. Hala seni seviyorum, hala seni görüşümde yüreğim kanatlanıp uçacakmış gibi hissediyorum. Ama artık biliyorum aşk tek kişilikte yaşanabilir ve zaten sen bunu anladığım günden beri daha yakınsın bana. Belki de beklediğim buydu güvenmemdi kendime. Şimdi her şeyi fark ederek yaşıyorum ve her şeyin tadına varıyorum ama hala bir yerim eksik biliyorsun. Ama bende biliyorum ki hiçbir şey eksik kalamaz. Elmanın bile iki ayrısı vardır ve benim eksik tarafım sensin.

Seni ben Gerçekten özledim

Seni ben Gerçekten özledim Aşk Hikayesi

bugun gerçekten seni özlediğimi anladım ve sabna bir kaç kelimelik bir hikaye yazmak istedik umarım beğenirsiniz veb beğenirken br çok kelişmede üstünde kaldım üstünde kaldığım için senden ibarey kalan bir kaç kelimelik aşka gelen bir aşk hikayesi bu umarımn beğenirsiniz çüğnkü beğenirlen bir çok kişişini gömz bebekleri duraksadı

Balkondaki karanfillerimiz tomurcuk verdi. Anlaşılan şehre bahar geldi ve aklıma da sen…Özlemim…

Güzel günler sığdırdık günlüğümüze, ardından da yalnızlıkları. Hiçbir zaman anlayamadım, neden böyle tükettik yılları..Özledim…

Bugün, bugün öyle faklı doldun ki içime. Bambaşkaydı, her şey başka! Duygularım başka, hayallerim başka, sen başka…İliklerime kadar sen doluydum bugün.

Bütün gün yüreğimin ucunda bir özlemdin ve dilimde bir melodi, anısı olan..

İlk olarak balkonumuzdaki karanfillerimizle “günaydın” dedin bana. Güne seninle başlamak güzeldi. Sonra kahvaltımızı yaptık bahar serinliğinde, o çok sevdiğin keyif sigarasını içmedin bugün.

Sonra sokaklara döküldük birlikte. Çankaya’dan Maltepe’ye hiçbir yer bırakmadık Ankara’da gitmediğimiz. Yüksel’de kitapçıları dolaştık uzun zaman, “Yüzyıllık Yalnızlık”ı aldım, neden onu seçtin anlayamadım… Tunalı Hilmi’de el ele dolaştık saatlerce. Bahçeli’de gitar muhabbetleri yaptık. Sonra Sakarya,sonra Atakule ve diğerleri…

Bütün gün birlikteydik,bütün gün içimdeydin…

Şimdi evdeyim. Elimde Yüzyıllık Yalnızlık…okuyup okumama arasında mücadeledeyim…

Düşünüyorum! Kendimi kandırmamın işe yarayıp yaramadığını düşünüyorum. Çok oldu… Beni terk edeli, şu kapıdan çıkıp gideli çok oldu…Bense hala alışamadım yalnızlığa!

Gariptir ki,

hala her sabah seninle uyanıyor, her günümü seninle geçiriyorum,

hala bir martı kanadı sevgin yüreğimde…

hayat o kadar basit olmamalıydı oysa
ve
hayaller de bu kadar sınırlayıcı…
Bunları bilmek yetmiyor.

Belki bir gün gerçekleri gördüğümde, daha doğrusu gözümün

önündeki gerçekleri kabullendiğimde, bu kandırmacadan

vazgeçebilirim. Ama şimdi değil! Şu an olmaz!

Şimdi yüreğimde, kente yeni gelen bahar gibi cıvıl cıvıl hayalin

Şimdi seni yaşamaların en güzelindeyim

Şimdi yüreğimin en içindesin,en derinlerinde..

Şimdi olmaz…Belki..günün birinde…belki…

Hiç haberin olmadı, çekmecem sana yazdığım mektuplarla dolu. Oysa adresin meçhul biliyorum ve onları asla okumayacağını da… Ama yazmak huzur veriyor bana. Bir gün o çekmecede sararacaklarını bildiğim halde yazıyorum. Bir gün sarardıklarında bile içten olacaklar yine de, çünkü taşıdıkları hisler içten. Nerden bileceksin ki…

Denemedim sanma, senden sonra da aşklar yaşadım. Bir şeylerden kaçarcasına, gülüşündeki esaretten sıyrılmak için çırpınırcasına başka denizlere kulaç attım, başka yollara uzandım. Kaçtım…ardıma hiç bakmadan yeni dünyalar aradım.

Gökyüzünde binlerce yıldız vardı,

ama senden başka gökkuşağı bulamadım..

Denemedim sanma, başaramadım.

Sonum hep sana çıktı…

Yolum hep sende bitti…Seni özledim…

Bir bilseydin,

hala cüzdanımda resmin duruyor. Ona bakmıyorum,varlığı yetiyor
hala karanfilin balkonumda duruyor. Onu atmıyorum,bahara yeni umutlarla giriyor
kendimi kandırmak kolay ama yüreğim kanmıyor
hala ellerim yanaklarımda, düşüncelerim sana kayıyor.
Özledim seni…
Bir deniz kabuğu
Bir martı soluğu
Bir yakamoz buğusu gibi yalın hasretin..

Ağlatan bir şiir
Huzur veren bir melodi
Korkutan bir karanlık gibi yüreğimdesin..
Sen hala içimdesin! Sen bendesin! Seni özledim..

Bu kandırmaca ne zaman bitecek bilmiyorum. Her yeni denememde baharları eskitiyorum. Düşüncelerimi zincire vuruyorum, başardım sanıyorum! Her bahar o zincirler paslanıyor, yeniden başlıyorum..

Oysa ki…
Artık yalnızım biliyorum.
Artık yoksun.. olmayacaksın..
Artık ne karanfiller açacak gelecek bahara
ne de kapımı çalan olacak.
Her gece “bitti” diyorum, “bitti”
Yüreğim yıprandı, eskidi gitti.
Her gece yeni ümitlere gebe kalıyorum…
Nafile !

Her sabah seninle uyanıyorum…
Baharlar içimi üşütüyor,
gidişini yüzüme vuruyor,
her yeni bahar yüreğimin ucuna konuyor
ellerimle yüzümü örtüyorum, olmuyor…
her bahar seninle başlıyor!
Baharlar ne zaman biter?
Hasretin nasıl geçer?
İçimdeki samyelin hangi baharda diner?
Özledim seni, Seni özledim…

Unutulmaz Bir Aşk Hikayesi

Unutulmaz Bir Aşk Hikâyesi

Latif bir çoban… Saf huylu düşünceli temiz kalpli bir çoban… Bir gün koyunlarını otlatırken nehre su almaya inen güzeller güzeli Latife’yi gördü Ve ona âşık oldu Aşkıyla her gece yanıp tutuştu Latife o kadar güzel bir kızdı ki köyün tüm genç delikanlıları ona âşıktı Fakat Latife’nin babasının korkusundan Latife’yle değil görüşmek göz göze bile gelemiyorlardı Ama bizim saf huylu çobanımız Latife’ye öyle bir âşık olmuştu ki aşkı için dağları bile delip geçerdi Öylesine seviyordu Latife’yi Latife Latif adlı çobanın kendisine âşık olduğunu daha sonra öğrendi Ve o da bir gün Latifle göz göze geldi Artık o da Latif’e vurulmuştu
Latife’nin babası adamlarına kızına âşık olan çoban Latif’i bulmalarını emretti Maho Ağa (Latife’nin babası) kızının bir çobana âşık olmasına çok sinirlenmişti Onun kızının ancak bir saraya gelin olabileceğinin düşüncesindeydi Ama o sadece kendi düşüncesi… Latife babasından çok farklı düşünüyordu O gönlünün sevdiği kişiyle evlenmeyi istiyordu Neyseki bizim çoban Latif Maho Ağa’nın adamlarına yakalanmamıştı Çoban Latifle güzeller güzeli Latife gizlice buluşuyorlardı Maho Ağa bu durumdan oldukça rahatsızdı Adamlarına:
—Eğer o çobanı bulamazsanız bir daha gözüme gözükmeyin! Diye sert bir ses tonuyla çıkıştı Adamları hemen Maho Ağa’nın yanından dağıldılar Dağılışlarında uğultu ön plandaydı Nasıl yakalayacaklarını düşünüyorlardı daha önce tüm çabalarına rağmen Çoban Latif’i yakalayamamışlardı Maho Ağa bu uğultunun arkasından adamlarına:
—Dediklerimi duydunuz eğer yakalayamazsanız bu köyden gidin! Diye seslendi
Latif ile Latife güneşin etrafı tepeden gözlemlediği yapraklarının sürçüşmesiyle oluşan uğultunun kulağa hoş bir verdiği bir yaşlı çınar ağacının altında el ele tutuşmuş bir vaziyette konuşuyorlardı Maho Ağa’nın adamları onları birkaç kilometreden fark etmişlerdi Ellerinde silahlarıyla onlara doğru yaklaşıyorlardı Latife babasının adamlarının kendilerine doğru yaklaştıklarını fark etti ve hemen Latif’i uyardı Onu:
—Latif’im! Hemen ayrılmalısın yanımdan Babamın adamları geliyor! Ellerinde silahları var! Çabuk ol! Çabuk! Diye kaçması için uyardı
Latif önemsemedi pek… Ama Latife’nin yalvarışları karşısında tehlikeyi süzmüştü Latife’ye:
—Sen de gel Latifem! Sen de gel dedi Latife:
—Olmaz gelemem… O zaman peşimizi bırakmazlar Hiç değilse git merak etme peşinden gelmemeleri için onları oyalarım dedi Latif:
—Ben yakalanmaktan korkmuyorum Latif’em Ben senden ayrı düşeceğim için korkuyorum Buluşalım sonra buluşalım dedi Latife telaşla:
—Tamam ama şimdi gitmelisin çabuk gitmelisin diye yalvardı
Latif Latife’nin alnından öpüp ellerini okşadı sonra da oradan ayrıldı Bir süre sonra Maho Ağa’nın adamları oraya geldi Latife’yi alıp götürdüler Geç kaldıkları için Latif’in peşinden gitmekten de vazgeçtiler…
Konaktayız…
Maho Ağa’nın adamları konağa gelmişlerdi Telaşla Maho Ağa’nın ayağına gittiler Maho Ağa hınçla:
—Ne oldu buldunuz mu çobanı? Diye sordu adamlarına
Adamlarından biri öne atılarak:
—Daha önemlisi kızınızı bulduk ağam dedi
Maho Ağa:
—Kızım zaten eninde sonunda buraya gelecekti Ben size bir daha kızımın o çobana gitmemesi için çobanı bulun demedim mi?
Adamları birbirlerine bakışarak kızıştılar Maho Ağa gür bir sesle:
—Susun! Derhal pılınızı pırtınızı toplayın köyden defolun gidin! Diye söylendi adamlarına…
Adamlarından biri atılarak:
—Bize bir şans daha verin ağam son bir şans daha diye yalvardı
Bu söz adamları arasında birkaç defa tekrarlanarak bir uğultu haline geldi Maho Ağa son bir şans daha tanımıştı adamlarına… Adamları yarından tezi yok yola düşme kararı almışlardı kendi aralarında…

Çoban Latif üzgün ve düşünceli adımlarla koyunlarını otlatıyordu Bir kavak ağacının altına uzandı Derin derin düşüncelere daldı Latife’yi düşünüyordu Onun gündüzleri güneşin ışıkları altında bir deniz gibi dalgalanan masmavi gözlerini düşünüyordu Onun bir su gibi kaygan ve ışık vurunca parlayan yüzünü düşünüyordu Düşünceler arasında dönüp duruyordu ki duyduğu bir ses onu hayallerinden alı koydu Uyandığında koyunlarıyla oynaşan elinde uzun ince bir sopa olan uzun kirli yırtık pırtık pardösülü başında parçalanmış bir takke olan ve yamalı pantolonlu bir adam gördü Galiba o adam köyün delisiydi Latif ayağa kalktı ve deliye seslendi Deli Latif’in yanına koşarak yaklaştı ve ona:
—Nabber nassın? Nassı gidiyo? Diye sordu Latif şaşkın bakışlarla Deli’ye:
—İyiyim iyiyim de senin adın ne? Diye sordu Deli gülerek ve ellerini çırparak cevap verdi:
—Mennan! Mebus Mennan! Mebus! Mebus olacam Mebus! Ben Mebus’um Mebus! Diye söylendi Latif’e…
Latif güldü Ve Mennan’a:
—İyi o zaman Benimle dost olur musun? Diye sorduğunda Mennan gülerek ve ellerini çırparak:
—Tamam ol! Ama sadece ol! Başka bir şey olma! Mebus olma haa… Ben olcam mebus ben! Ben! Ben! Diye söylendi…
Latif elini Mennan’ın omzuna atarak beraber koyunların yanına doğru yürüdüler ve uzun uzun konuştular…
Sabah olmuştu Maho Ağa’nın adamları sabah erkenden kalkmış ve çoban Latif’in kaldığı kulübeyi aramaya koyulmuşlardı Sorup soruşturup bilip biliştirip sonunda çoban Latif’in kulübesini bulmuşlardı Aniden kapıyı kırarak kulübeyi bastılar Ama kulübede kimse yoktu Çünkü çoban Latif dün tanıştığı Mennan’ın kulübesinde kalmıştı
Mennan’ın Kulübesindeyiz…
Mennan sabah yemeği için tavşan yakalamıştı ve onu kızartıyordu Tavşanın kızarmış etinin kokusu kulübede uyuyan Latif’in burnunda tütüyordu Latif bu kokuyla uyandı ve gözlerini ovuşturdu etrafa şöyle bir bakındı Yatağından kalkarak Mennan’ın yanına geldi ve ona:
—Ne güzel bir yemek dedi

Sevgi Hikayesi

Sevgi Hikayesi
Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çiktiginda, üç yasindaki oglunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasini mahvettigini görmüs. Hemen oglunun yanina kosmus ve çocugun eline çekiçle vurmaya başlamis. Biraz sakinlesince oglunu hemen hastaneye götürmüs. doktor, çocugun kirilan kemiklerini kurtarmaya çalistiysa da elinden bir sey gelmemis ve çocugun iki elinin parmaklarini kesmek zorunda kalmis.Çocuk ameliyattan çikip gözlerini açtiginda,bandajli ellerini fark etmis ve gayet masum bir ifadeyle,

“Babacigim,kamyonuna zarar verdigim için çok üzgünüm.” demis ve sonra babasina su soruyu sormus:
“Parmaklarim ne zaman yeniden çikacak?” Babasi eve dönmüs
ve vermis…Birisi masaya süt döktügünde ya da bir bebegin agladigini isittiginizde bu öyküyü hatirlayin. Çok sevdiğiniz birine karsi sabrinizi yitirdiginizi anladiginizda,önce biraz düsünün. Kamyonlar onarilabilir, ama kirilan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarilamaz; genellikle kisiyle
performansi arasindaki farki göremeyiz. Insan hata yapar. Hepimiz hata yapariz. Fakat öfkeyle ve düsünmeden yapilan seyler ,insani sonsuza kadar rahatsiz eder.
Harekete geçmeden önce durun ve düsünün. Sabirli olun. Anlayis gösterin ve sevin.