Kategori arşivi: Aşk Mektupları

Sevdim Seni

Sevdim Seni Aşk Mektubu

“Sevginin açamayacagi kapi,yaratamayacagi mucize yoktur.”

Ben seni; nokta kadar menfaat için virgül gibi egilmek, soru isaretleriyle dolu cümleler kurup, iki yüzlü ihtiras girdaplarina düsürmek, ünlemle biten heyecanlar, duygular, arzular olusturup, sonu gelmeyecek maceralarin basrol oyuncusu yapmak için degil; Altin sirmali ipekboli kumasa büyük harflerle adini adimin yanina yazip, iki noktanin arasina askimin açiklamasini yapmak, seni hangi kavramin ruhuyla sevebilecegimi, hangi açiklamanin beni ve seni en güzel içerigiyle tarif edebilecegini, sahte sevgilerin paçavra gibi firlattigi asiklara, gerçek sevginin anahtarini göstermek için sevdim.

Ben seni; kisinin hem dünyada hem ukbada sevdigi ile beraber olacagini bilerek, gerçek sevginin kisinin kendini asamasinda gizli oldugunu hissederek, karsilik bekleyerek sevenlerin ancak mal degis tokusu yaptigini söyleyip, hiçbir karsilik beklemeden teklifsiz de sevilebilecegini göstermek, izdirapla daglanan sevginin daha da kuvvetli olacagina inanip ona talip olmak için sevdim.

Ben seni; sevginin cografi sinir tanimayan yanini görmek, bulanik sulari durultmak, sisli havalari dagitmak, gözyaslarindan olusmus gelincik tarlasinin manzarasinda kaybolmak, ruh ve mana güzelligin karsisinda doymadan ve durmadan seyre dalip, makyajsiz, tabi, ve sadeligin karsisinda erimek, sevgilinin hisleriyle, onuruyla oynayanlari sehpalarda sallandirip, onu asli mercaina çekip, yüceltmek ve yücelmek için sevdim.

Ben seni, asil kisilerin veya kendini öyle sananlarin cicili bicili laflarla yamalikli bohça haline getirdigi sevgisiyle degil; basit fakat yüreginde yanardaglari faaliyete geçirecek fitili elinde tutanlarin asil sevgisiyle, daglari delmeyi, çöllere düsmeyi, zindanlarda çürümeyi, “Evet beni muradima erdirecek ilaç budur.” diye, bütün tedaviyi reddeden hasta asiklarin, feri gitmis gözlerine bir isik olsun diye sevdim.

Ben seni, benim olasin diye degil; bana beni buldurasin diye, muhafazasi zor bu essiz cevheri beraber gönüllerimize naksederiz diye, gecelerin ve gündüzlerin girdabina kapilmadan, aksamdan sabaha umudu tasiriz diye, en güzel besteleri, sandalda mehtaba karsi, ellerimiz kenetli, Mevla’ya sunariz diye sevdim.

Ben seni, ölçülü, sade, sakin, ahlakli, giyim ve kusamiyla tecavüzden uzak, mesru zeminlerde eglenmeyi bilen, evinin efendisi, çocuklarinin annesi, cennetin ayaklari altinda olduguna inandigim haya abidesi, kendisini sömürü araci olarak kullandirtmayan, nerede, ne zaman, ne konusacagini bilen, nesli azalan sevgili örneklerine istegi çogalan bir serserinin ironik bir bakis açisi oldugun için sevdim.

Ben seni üç noktali cümlelerin sonunu kendimce tamamlamak, alfabetik siralamaya göre siirler yazmak, tirnak içinde yazilan baskasina ait cümleleri askima tercüman olsun diye alintilamak, konusma çizgisiyle baslayip, seni konusturup, gözlerinde ve sözlerinde manevi iklimlere yol almak için sevdim.

Ben seni, benim olasin diye degil; bana beni buldurasin diye sevdim…
Ben seni sevdim, yücelsin diye duygular.
Ben seni sevdim, yesersin diye umutlar.
Birak bu içi dolmamis cümleleri dediler.
Yine seni sevdim anlamasa da insanlar.

Yazar : Zekeriya Efiloglu

Giden Sevgiliye Son Mektup

Giden Sevgiliye Son Mektup
Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim.

Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş, onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına yalnızlık dedim. Sensizlik dedim.. Sen beni bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin.. Bu bir ölümdü, bu bir fermandı .. Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim.

Ey Sevdiğim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin.. Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın.

Sana sitem edemem. Sana kırılamam. Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim. O da MUTLU OLMAN.

MUTLU OL SEVDİĞİM.. BİRİCİĞİM.. AŞKIM. NEREYE, KİME GİDERSEN GİT YETER Kİ SEN MUTLU OL…

Sana hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bütün sözcükler yetersiz.. Hiçbir şey yazmak istemiyorum. Engin denizlerde kulaç attığım, üstüme gökkuşağını kuşandığım bu aşk yalanmış. Şimdi karanlık sularda boğuluyorum. Gökyüzü kurşun gibi ağır. Ne yana dönsem yalan. Gülüşler yalan, vaatler yalan..İnsanlar yalan. Ben seni mi sevdim..Senin gözlerinle mi baktım dünyaya.. senin ellerinle mi çiçek derledim.. sevinçti, aşktı göğsüme bastım. Kocaman bir yalanı seninle mi yaşadım?

Gözlerine baktığım zaman cennet bahçesine geçerdim.. Bir aldatmacaymış, kötü bir rüya.. Kötülüğün bile bir yüzü vardır, bir görünüşü.. ama en beteri buymuş.. bu aldatmaca. Bir masal olsaydın razıydım, bir şiir olsaydın, alır saklardım.Güzel bir yüz kalırdı senden geriye, hoş bir anı.. kimsenin dokunamıyacağı bir tarih. Ama hiçbir şey kalmadı.. Bir yokluğu varsaymışım. Bir HİÇ’e sarılmışım. Çölde serap bile değilsin. Serabın gizli ışığı vardır. Sen ışığı yutan karanlık.. bir kör kuyu.. Ben kör kuyularda kaynak suyu aramışım.

Nasıl olsa biterdi bu aşk. Ama unutulmaz bir hatıra, gençliğin en güzel anısı olarak kalsaydı.. Sen hiçbir şeyin değerini bilmedin. Kökün çürük, yaprağın kül, meyvan zehirmiş. Ben seni aşkın yerine koymuş aldanmışım. Kabahat sende değil, ben insan tanımamışım.

Sana karşı öfke duymuyorum, kırgın değilim, kızgın değilim.. Çünkü sen zaten yokmuşsun. Asıl kızılacak kişi benim.. Küçücük bir toz tanesini bir mücevher sanmışım. Senin ihanetin bana koymadı..Beni kahreden, beni yokeden, beni bin pişman eden tek şey.. bir aşk yaratmış tek başına yaşamışım. Sen zaten yokmuşsun ki.. senin neyine yanayım?

Sevgilim

Sen gideli kaç saat oldu ? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak..

Sevgilim özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor . Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli…

Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım.Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor.

Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, gözbebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni.

Yoksun, gittin, tek başına koydun… Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. yanıyorum..Yetti artık, yetiş n’olur dayanamıyorum.

Sana baktığım zaman gözlerim kamaşıyor. İnce bir rüzgar esiyor saçlarının arasından, bütün denizler deviniyor .. binlerce güneş parlıyor gözbebeklerinde.. senin ışığın öyle parlak ki gökyüzündeki utancından eriyor

Sana dokunduğum zaman sudan geçer gibi ellerim, senin beyazlığınla arınıyor. Yüreğimin içinden ırmaklar akıyor. Sana dokunduğum zaman nefes alamıyorum, soluğum kesiliyor.Sana dokunduğum zaman boyut değiştiriyorum.. bütün renkler yenileniyor.

Bir masanın başında oturuyorsun, elinde çay bardağı… Diyelim ki çay içiyorsun. Senin oturduğun masa birden anlam kazanıyor. Çay daha lezzetli, masa daha sevimli, bulunduğun oda huzur veriyor.

Sen yürüdüğün zaman bastığın kuru toprakta çimen bitiyor, çevrende güller açıyor. Kuşlar havalanıyor sevinçle mavi gökyüzüne. Senin el sürdüğün yerden bereket fışkırıyor.

Ah sevgilim.. yüreğimin ateşi, başımın dumanlı yüce dağı, dinim kadar imanım kadar güvendiğim ey güzel insan.. seni kimse benim gözlerimle görmüyor. Sana sıradan biriymişsin gibi, yüzüne bile bakmadan bir söz söylüyor, cevabındaki gizemi fark etmiyor. Seninle kurulan cennet umurlarında değil.. Ama senin yüzüne bakıyorlar, onlara gülümsüyorsun, sana uzanıyorlar ses etmiyorsun. Verdiğin nimetin farkında değiller. Ben sana niçin onlarla berabersin diye hesap sormuyorum. Ama onlar senin değerini bilmiyorlar.

Bunun adı kıskançlıksa evet.. Seni kıskanıyorum.. Ama bu, sana layık olmayanların vurdumduymazlığından kaynaklanıyor. Kimse seni bulunduğun yerden bir santim aşağıda göremez, görmemeli.. İşte o zaman çıldırıyorum. Sana uzanan elleri kırmak, sana bakan gözlere mil çekmek istiyorum.

Sen burada, benim dünyamda, teksin, ulaşılmazsın. Sana ulaştığını sanan herkese lanet ediyorum. Çünkü onlar seni benim gözümle seni görmüyorlar.

Sen Gitmeden bu Mektubu Yazıyorum Sana

Sen gitmeden bu mektubu yazıyorum sana
Haberin yok belki ama elbet olacak.
Elbet birgün gideceksin.
Anlamıyorum sanma gözlerinin bir başka baktığını
Artık yalandan gülüşmeler var yüzünde
Yalandan sevişler var.
Sözlerin bile riyakar şu sıralar
Kafan karışık farkındayım
Beni bırakıp gitmek zor geliyor sana
Ama sevgimin ağırlığını taşıyamayacak durumdasın
Bir zamanlar bensizliği ölüm sayan sen
Şimdi bensiz kalma çabasındasın
Hayırdır sevgili gönlüne başkasımı değdi
Yüzüne söylesem yine yalanlayacaksın
Kadınlar bilir sevdiği adamın başkalarına meyil ettiğini
Bana yabancı değil bunlar bilirsin
Daha öncede tattım ihaneti
Aslında ben gibi seviyorken seni
Bile bile kaybediyorum
Ne yapsam durmazsın gidicisin onlar gibi
Şaşıracaksın bu mektubu okuduğunda
Nasıl diyeceksin nasıl anladı
Sen onu bunu bırakta sevgili
Benden başkasına bakıyorsa gözlerin
Sana ben kal diyemem ki
Peki neden diyesim var sana
Hak etmedim hiç bir yalanı
Değerlimdin herşeyimdin kısacası
Benden iyi biliyorsun bunları
Şimdi sen gitmeden ben gidiyorum
Neden deme sakın işte bu sözlerle seni sana anlatıyorum
İsyan sanma sakın bedduamda yok sana
Her zaman dediğim gibi seni çok seviyorum ama
Ben bu 2 kişilik aşkı 3 kişilik yaşayamıyorum
Gururum yetmiyor seni başkalarıyla paylaşmaya
O kadar mı düştük biz?
Bu kadar mı boş yaşadık herşeyi?
Şimdi anlıyorum sevgiye lanet edenlerin hallerini.
Sanırım artık bende onlardanım sayende.
Gidiyorum sevgili..
Gözün aydın.
Sen başkalarıylayken bende burda tek başıma kalıyorum.
Hadi sevgili gözün aydın.
Hakkımda helal olsun sana, sevgimde

Sen Gitmeden bu Mektubu Yazıyorum Sana Dinle

Aşk Ebruli

Gerçek bir Aşk Mektubundan alıntıdır :

“Içime doğdun birden..
Yüreğime düştün..
Damladın yüreğinden yüreğime.
Az önce..
Az önceydi..

Aslında hep korkardım;
Bir gün, bir yıldız kayarken, ya ben, ona yetişemezsem veya dileğimi unutursam, ya da dileyecek bir düşüm yokken, bir yıldız kayarsa diye… Ama, senken dileğim, seni dilemişken,
Bir yıldız tuttum, bir dilek kaydı.. Bir kumsal düşledim o an, ve bir aşk çizdim… Aşkın, ebruli yürek kumsalı…

Sular, zülaliyle habire vuruyor kıyıya… Her vuruşta da, bir parça yontup götürüyor kayalardan… Kayalar eksiliyor…
Yüreğimizin kayaları eksilen…aşınan… Direngenleştirmek için, ne acılar, ne sevinçler kattığımız yürek kayalarımız, aşınmakta olan… Korunaksız kalıyoruz adeta.. Ama, kumsala vuran her dalga , yığınlarla da, kum tanesi getiriyor beraberinde… Çoğalıyoruz… Yüreğimizin kayalarından ufalanan parçaların taneleri belki de, geri dönenlerden bazıları… Belki de, onarmak için, bu geri geliş..
Ebruli kumsalda, ışıltılı, sedefli kum parçacıklarının kristalinde bir onarış… Doğanın yıkıp yapıcılığı sanki bu…
Ve yüreğin sularının sarışı, sevdiklerini.. eksiltmelerden çok, çoğaltmalar için, yürek kumsalını…. Suyu kumdan, kumu kumsaldan, kumsalı sudan ayırabilmek mümkün mü zaten…??

Seviyorum o halde seni…

Sonra, bir yürek düşündüm ve bir çadır örüldü düşlerimin önünde, gördüm… Bir koza gibi örüldü… Yüreğin çadırı…
Kumsalın tam ortasında… İçinde, sakınıp saklanılan sevgiler, düşler, umutlar, sevgililer… Aşk bir kumsalsa diye düşündüm, yürek onun çadırı olsa gerek… Yüreğin çadırına girdi mi insan, en güvenli ve en güzel yerindedir evrenin ve o evrendeki kendisinin… Çünkü ne kadar kendimizsek, ne kadar yüreğimizceysek ve ne kadar yüreğimizdensek, mutlu olur ve mutlu ederiz…. Kendinden uzağa düştü mü insan, arar durur, yollara düşer, kendinin izini sürer… İz ize eklenir, ama bitmez yol, varılmaz menzile bir türlü… Oysa insan, yüreğinin çadırında olsa hep ..olabilse.. Kavlar dolusu mutluluk meyleri sunacaktır sakiler… Aşk şiir olduğunda, kelimeleri bahar olacaktır çadırın… Bir yaprak titreyişinde, keman notaları gibi, aşka esecektir yürek.. Bilinmez bir iklimde, bir beşinci mevsim valsinde uzanacaktır eller birbirine, yürek yüreğe…

Camdan deniz kabuklarının, yüreğime batışının acısıyla irkildim bir anda.. Özlem, kömür parçaları arasındaki bir cam kırığıdır ya sanki, parlar durur kara tozlar arasında… O parladıkça, acır canımız, acıdıkça canımız , daha çok severiz. Acıttığı kadar, değerlidir birşeyler bence…birşeyleri değerli kılan, anlamlı kılan acısallığının yoğunluğudur,
bizi mutlu eden şeylere pek değer vermiyoruz sanki… Ve aşk, bu sebeple bunca değerli ve tatlı geliyor olmalı… Aşkı tatlı yapan da, bu acı yanının çokluğudur aslında.. Aşkın çoğu acıdır zaten…. Canım acıdıkça ve cam kırıkları özlemini kanattıkça, özlüyorum seni…. Sözler gönlün ortasında oturur, aşk sözün ortasında… Mutluluk uçuruma ses atmaktır… ve yürek o sesi tutar…. Ben, aşkın sesini, attım uçuruma ve yüreğin, yüreğimin ortasında tuttu o sesi…
SeS bizim artık, gönlümüzün ortasında…

Peki ya bir gün gelir de, özlemezsem seni, özlemezsen beni, biterse aşkın yüreğimdeki acıtmaları…?
O zaman, bir uçurtmadan inip, bir gemiye mi bineceğiz dersin..?
Usul usul ilerleyen bir gemi..Ve bir limana mı varacağız..?
Limanın dingin ve güvenli sularına mı sığınacak aşkın sevgi çocuğu..?
Aşk uçurtmada mı kalacak…?

Aşk bir kumsalsa, yürek çadırıdır onun…
Martılar elleri..
Deniz fenerleri gözleridir..
Ebruli, rengidir sularının..
Sular sözleridir, yıldızlara yansıdıkça..
Deniz kabukları özlemidir..
Kumlarsa düşleridir aşkın..
Aşk ebrulidir..

Bu mektup, masalımızın sokaklarından ebruli bir uçurtmadır, sana uçurduğum, seninle uçurduğum.. Ipsiz bir uçurtma… Seni seviyorum demek için, daima…

Yeniden ve yine Merhaba….”

Sevgilim

Sen gideli kaç saat oldu ? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak..

Sevgilim özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor . Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli…

Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım.Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor.

Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, gözbebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni.

Yoksun, gittin, tek başına koydun… Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. yanıyorum..Yetti artık, yetiş n’olur dayanamıyorum.

Bu sayfadaki mektup ÖZEL ARABUL tarafından yazılmıştır.

Güzel Gözlüm

Merhaba güzel gözlüm,
Sana bu mektubu gözlerim yaşlı, yüreğim sancılı bir halde yazdım.
Sitemlerimi hoş gör kara saçlım, efkarlı kederli bir başla yazdım,
Bana kızıp sakın bu mektubu yırtıp atma yar, satır aralarında göz yaşlarım var.
Hangi yana dönsem bin hatıran var, bana bıraktığın kalemle yazdım.
Nerden başlayacağımı nerde bitireceğimi bilmiyorum,
Hasret kokan türküleri dinliyorum seni bana anlatsın diye.
Evi sevdiğin renklere boyadım, yerden halıları kaldırmadım ayak izlerin kaybolmasın diye,
Siyah ile beyazım karışmış son günlerde, her şey inatla seni hatırlatıyor biyerlerde,
Dostlarlada arayı bozdum bu günlerde.
Sen nasılsın, mutlu musun bilmiyorum hayatını, umutla kaç gez bekledim yollarını,
Şimdi çıkıp gelsen, karşılıksız ve çıkarsız vermeye hazırım ömrümün geri kalan yıllarını.
Yaşlı gözlerimde aşk perde perde, ben hep seninleyim görüşmesekte, sende seviyorsun inkar etsende.

Aslında bu zarfın içine kalbimi koyup sana göndermek isterdim,
Nasılsa bana bir hayrı yok, yaramaz bir çocuk gibi söz dinlemiyor artık,
Sensizlik öfkeye dönüştü bugün, ayrılık isyanı başlattı bugün,
Bütün gece seni düşünüp kalemi cana batırıp yazdım.
Dilimde sözler sitemkar, kalbimde hüzün,
Hayalimde cağla gözlerin ay parçasıdır yüzün,
Nasıl kurtulacağım nedir çözüm,
Bu gece bütün yeminleri bozdum.
Doktora gideceğim ameliyat olacağım uyarsa hesaba,
Güzel gözlüm hoşçakal demeden önce, birkaç satır yazmak istersen bana,
Zarfın içine kömür karası saçlarından bir tel koy, hatıra kalsın bana,
Ellerimi yüzümü sürüp koklamak istiyorum, hasretim sana

Ben Seni Benimle Sevdim

Ben Seni Benimle Sevdim

Uzun zaman oldu sevmeyeli kimseyi. Senden sonra toplanmadı yüreğim. İyisini görmek ne kötü aşkın, insan hep benzerini arıyor.

Seni sevmek, kendime yaptığım en büyük kötülüktü belki de! Artık kimse o çizgiyi geçemiyor. Sana benzer birini aramıyorum, senin niteliklerine benzer bir akıl ve yürek derdindeyim.

Şimdi kime elimi atsam boş çıkıyor. Hava muhalefetinden, gönlümdeki bütün seferler iptal! Sensiz yapılan yolculukların da tadı olmuyor.

Düşünüyorum da, Nasıl bu kadar sevdim acaba diye?

Cevabı Basit Aslında;

Ben Seni Benimle Sevdim….

Benimle saatlerce konuşan o şımarık çocuk sesini, Küçücük bir yanlış anlaşılma da boyununu büküp, masum masum anlatan, hınzır halini, sevdim…

Bundan sonra ne yapacağımı düşünüyorum. Nasıl sevebilirim yeniden? Ne zor bir yol bıraktın arkanda yürünecek! Bundan sonra ya hep tekim, ya razı geleceğim aza yeniden.

Sen de çok matah olduğundan değil ama içimde bir yere dokunmuşsun işte! Kimsenin ulaşamayacağını sandığım o kapı açılmış bir kere.

Kıyaslamak! Evet, benim yaptığım hata bu! Her geleni seninle kıyaslıyorum. Bir benzerlik arıyorum, farklılıkların tadını almaktan vazgeçmiş olmalıyım… Oysa senin gibi, bir başkası da yeni bir ufuk açabilir kalbimde, izin vermiyorum.

Senin dokunduğun yerlerde öyle büyük bir açlığım var ki, doymak bilmiyor içimdeki canavar. Dolu olsun istiyorum akıl kıvrımları, bir konuşsun deryalar aksın istiyorum.

Sözde birleşmek değil, özde kavuşalım istiyorum. Ne yana çevirsem gözlerimi, başka türlü bakmayı öğreneyim.

Herkes aşkta farklı şeyler arıyor. Ben kelimeler arıyorum; bilmediğim, duymadığım, hiç söylemediğim sözcüklerle tanışmak istiyorum. Yanlış bildiklerimi yakalayacak, yeniyi ellerime koyacak, aklımı kuşatacak bir sevda istiyorum.

Seni sevmenin en kötü yanı, senden sonrasıymış; çok geç anladım. Şimdi kimse, içimdeki bu kuraklığa yağmur olamıyor. Ne zaman sevmek için bir adım atsam yeni bir kalbe, hevesim kursağımda kalıyor. Seni sevmeseydim, ne çok aldanacaktım oysa! Çoğu gibi kör, çoğu gibi cahilce mutlu yaşayıp gidecektim. Aşk zannedecektim her duyguyu, anlamsız sevgiler ardından biraz gözyaşı dökecektim belki ama hayat hızla akıp gidecekti. Sen geldin, gittiğinde zaman durdu. Koca bir boşluğun ortasında kaldım. Keşke hiç sevmeseydim; ne güzel, daha az bilecektim…

Mavizel-Funda